Kendimize Gülme Yükümlülüğü ve Hiçbir Yerden Bakış — David L. Duffy

“Avrupa Aydınlanmasının ana fikirleri… ironiyi ve özellikle insanın kendine yönelttiği ironiyi içerir.” –Karl Popper (1)

Umarım ileri süreceğim tez başlıktan rahatça anlaşılıyordur: gülmek (özellikle kendine gülmek) bir tür iyiliktir ve belirli bir seviyede kendinden uzaklaşmayı gerektirir. Burada kıça çeşitli saldırıları içeren, kurbanı sosyal olarak küçük düşüren ya da rezil eden “düşük mizahı” istisna tutuyorum. Buna ek olarak, birçok kültürde şakanın tekrar size dönebileceğini görecek kadar kendinizden uzaklaşmanız gerektiğine dair (pozitif) bir toplumsal beklenti olacağını iddia ediyorum. Ahlaken mazur görülebilecek vakalarda olduğu gibi, burada da mizah anlayışına sahip olmayanlar mazur görülebilir.

“Evrenin bakış açısı” (Sidgwick) ya da “hiçbir yerden bakış” (Nagel) hep bir derece alaycı gelmiştir bana.  (2) Fakat dünyayı absürt olarak görmek (mesela Nagel’ın “The Absurd” denemesindeki gibi) tam da bu türden bir kendinden uzaklaşmayı gerektirir. “Küçük oğlanlar için sinekler neyse”* bizim de onlar için öyle olduğumuz Tanrıların kahkahası ancak böyle kendinden uzaklaşmış bir zihinle paylaşılabilir.

Bu konuya Harsanyi’nin bir çalışması üzerine tartışma yaparken çekildim, Harsanyi cesur biçimde şunu diyor:

Bayesian rasyonalite postülatları politika kararlarının rasyonalitesi için asla kaçınılamaz kriterlerdir; …ve bu postülatlar, pek de tartışmalı olmayan Pareto optimalitesiyle birlikte alındığında utiliteryen etiği bir matematiksel zorunluluk olarak gerektirir.   (4)

Bazı okuyucular bunu komik bulabilir, tıpkı benim bulduğum gibi. Moehler yakın zamanda Harsanyi’nin yaptığı hatalı varsayımın “gayrişahsilik sınırlaması”, yani “faillerin… ahlaki kararları kamu çıkarına dayandırdığı” olduğunu savundu. (5)

Harsanyi kilit toplumsal etkileşimlerde (verdiği örnek jüri üyelerini içeriyor) diğer insanların bizi ilgilendiren yargılarda “kayıtsız” ya da “objektif” bir tavır sergileyeceğine dair bir beklentimiz olduğunu öne sürüyor. Bu, oyun kuramcılarının ve Bayesçi akıl yürütmeye inananların sevdiği karşılıklı bilgi düzenlerinden biri. (6) Bizim sadece böyle bir toplumsal beklentimiz olmakla kalmıyor aynı zamanda jürinin ya da yargıcın tarafsız akıl yürütmesini tanıyabileceğimiz inancına da sahibiz. Ve bu zincir sonsuza uzanıyor (Ben senin benimle aynı objektivite konseptine sahip olduğunun farkındayım, vb.)

İdealize durumda, eğer bu sonuca adil bir şekilde ulaşılmış gibi görünüyorsa mahkemenin bize karşı kararını kabul ederiz. Son çaremiz komüniteye başvurmak ve (diğerlerinin bizimle aynı adalet konseptine sahip olduğunu varsayarak) onlara bu kararın tam olarak objektif olmadığını göstermeye çalışmaktır. Diğerlerinin bizimle aynı konseptleri paylaştığına fakat yine de yanlış şeyi yaptığını gördüğümüzde, bu bir ahlaki hakarete dönüşür.

“Biriyle gülmek” ve “birine gülmek” arasındaki ünlü ayrımın da bu türden bir karşılıklı bilgi örneği olduğunu iddia ediyorum. Bu utiliteryen çerçevenin bir adım ilerisine gidiyor, evrensel gülünebilirliğin McCarthy et. al.‘de görüldüğü gibi bireylerin mizah algısından sıkı biçimde bağımsız olduğu anlayışına yaklaşıyor. (7)

Öncelikle kendine yönelik mizah vakasına bakalım. Eğer ben açık bir kanalizasyona düşer, boğulmaktan son anda kurtulur ve oradan pislik içinde ve kokarak çıkarsam, muhtemelen dünyaya sunduğum bu imaja gülecek tek kişi ben olmam. (8) Her ne kadar irrasyonel gibi görünse de, bu durumu gülünebilir bulacağım tek mekanizma bu. Peki şu anda bundan aldığım zevk, ben bunu bir anektod olarak anlattığımda diğerlerinin bundan alacağını düşündüğüm zevkle aynı mı? Neden
(düşmanlarımın yerine) arkadaşlarımın bunu komik bulacağını düşünüyorum? Çünkü kendimi onların yerine koymuş olacağım. Aynı zamanda o durumdaki mizahın “meta” seviyede olduğunu, misal, derin bir duygusal anlamı olan (bokun kötülüğü vb.) fakat altı yaşındaki bir çocuğun da komik bulacağı bir söz sanatını başlattığımı düşünüyorum.

Ve eğer ben kanalizasyon suyunda boğulsaydım, bu da komik olurdu, ama hayatta kalıp komaya girseydim o kadar da komik olmazdı. (Burada sezgilerimi kontrol ediyorum, belki de ironiktir?) Hayatımın böyle sona ermesindeki ironiyi önceden tahayyül edebiliyorum.

Peki o zaman arkadaşlarım bana gülebilmek için benim iznime gerek duymalı mı? Hayır, çünkü bunun komik olduğunu bildiğimi biliyorlar, bunu kabul etmemem huysuzluk olurdu. Maalesef, mizah anlayışım kıt olsaydı bile tanıdığım çoğu insan bana yine de gülerdi çünkü bu durumu onlar için daha da komik getirirdi. Bu düşünce deneyi, kişinin olumsuz komik olaylarda kendinden uzaklaşması yükümlülüğü olduğunu gösteriyor, tabi mizahsız insanlar bu yükümlülüğü yerine getirebilecek durumda değiller. Bu yüzden onları mazur görüyor, fakat aynı zamanda onlar için üzülüyoruz. Bu da komik.

Normal birisi bu şekilde komiktir, fakat ciddiyetini koruyamazsa, karşılıklı bilgi seviyesini bir adım ileri daha taşırsa daha komiktir.

Burada ana karşı-argümanlar mizahtaki kültürel varyasyonlara, neyle ilgili şaka yapılıp neyle yapılamayacağına, mizahta sınırı aşmamanın önemine, ve bireylerin agresif espri yapıp karşı tarafı “espri kaldıramamakla” suçlayarak misillemeden kurtulduğu vakalara atıf yapacaktır. Ne de olsa, hakaret nefrete, aşağılamaya ve alay etmeye teşvik ediyor. Eğer ben kanalizasyona itilseydim bu daha az komik olurdu çünkü bu eylem düşmanlık içerirdi, bu da kendinden uzaklaşmayı etkisiz kılardı. Belki bazı eşek şakacıları buradaki sanatı bundan daha yüksek görürler, bilemiyorum.

Bazıları da buradaki “yükümlülük” terimini biraz geniş kullandığımı düşünebilirler. Bunu sadece geçici kültürel normlar için bir sözdeyiş olarak mı kullanıyorum? Hayır, başlangıç noktam evrensel olduğunu düşünmenin makul olduğu varoluşsal meselelere yanıt olarak ortaya çıkabilecek muhtemel tavırlardı. İronik olma yükümlülüğünü Rossian** merdivende aşağılara bir yere yerleştirebilecek olsam da, Popper’ın yazının başına koyduğum nüktesinin özünün sezgisel olarak gayet açık olduğunu düşünüyorum. Bana yine de bu epistemik ahlaki bir maksimmiş gibi geliyor.  Memento mori ya da nosce te ipsum gibi ama daha komik.

Mizah ve ahlakı benim yaptığım gibi karıştırmak çok mu salakça? Erasmus Julius excluded from Heaven (Julius Cennet’ten atıldı), Voltaire Candide ve Swift Alçakgönüllü Bir Öneri‘yi yazdığında, içsel olarak değerli eserler vermek yerine başkalarına hiciv aracılığıyla bir şeyler anlatmaya çalışıyorlardı, değil mi? Peki iğneli sözlerinin muhataplarından ne bekliyorlardı ki? Bana kalırsa bir misilleme beklentisinde değillerdi (gerçi Erasmus böyle bir şey bekleyebilirdi eğer onun yazdığı tasdik edilseydi), öz-bilgiydi. Burada muhataplarla herhangi birimizle dalga geçilebildiği gibi dalga geçilmiyor, fakat yeterince uzak bir bakış açısından hakikaten dalga geçilesiler. Aydınlanma’dan gelen liberalizm demişken, Sklar şöyle söylüyor “sadece hiçbir yerden gelen meydan okumalar ve gündelik terimlerle ifade edilen rasyonel argümanlar ve evrensel insancıllık iddiası genel tetkik ve kamu eleştirisi testine tabi tutulabilir.” (9) Ve şakalar.

O zaman farklı bir kültürden bir şakayla bitireyim. Önceki örneğin ışığında, bu How Abu Hasan Brake Wind olmalı. (10) Bana göre, bu şaka benim kültürel arkaplanıma sahip biri için de komik, kahraman için olayların önemini hayal edebiliyorum. Ayrıca kahramanın şakayı şaka olarak görmediğini de anlayabiliyorum, bu da bunu iki kat komik yapıyor, ve fakat aynı zamanda Fawlty Towers  tarzında bir acıma da uyandırıyor. (11) Çünkü bu endişeden kurtulabilmek için kendinden fiziksel olarak uzaklaşmaktan fazlasını yapmalı.

Notlar:

*: Kral Lear’dan: “Sinekler neyse yaramaz oğlanlara, biz de oyuz tanrılara,
Öldürüyorlar bizi keyifleri için.” Perde 4, Sahne 1.

**: David Ross’un ahlaki yükümlülükler listesinden bahsediliyor.
http://people.wku.edu/jan.garrett/ethics/rossethc.htm

(1) Karl Popper, “The unknown Xenophanes. An attempt to establish his greatness,” in Popper K, Petersen AF (ed). The World of Parmenides. Essays on the Presocratic Enlightenment (1998), p. 35.

(2) Thomas Nagel, The View from Nowhere, (New York: Oxford University Press), 1986 // H. Sidgwick, The Methods of Ethics, (London: Macmillan, 1907)

(3) Thomas Nagel, “The Absurd,” The Journal of Philosophy 68 (1971), pp. 716-727.

(4) J.C. Harsanyi, “Bayesian Decision Theory and Utilitarian Ethics,” The American Economic Review 68 (1978), pp. 223-228.

(5) M. Moehler, “Contractarian Ethics and Harsanyi’s two Justifications of Utilitarianism,” Politics, Philosophy and Economics 12 (2013), pp. 24-47.

(6) Örnek için bkz: R.J. Auman, “Agreeing to disagree”,  (1976). Annals of Statistics 4 (1976), pp. 1236-1239. http://projecteuclid.org/euclid.aos/1176343654
http://sierra.nmsu.edu/morandi/CourseMaterials/MuddyChildren.html

(7) D. McCarthy and K. Mikkola, “Utilitarianism with and without Expected Utility,” (2016). https://philpapers.org/rec/MCCUWA Faydadan gülebilirliğe geçiş okuyuca bırakılmıştır.

Mel Brook’un esprisi: “Trajedi benim parmağımı kesmemdir. Komedi ise senin açık kanalizasyona düşüp ölmen.”

(9)  J.N. Sklar, “The Liberalism of Fear,” in N.L. Rosenblum, ed., Liberalism and the Moral Life(Cambridge: Harvard University Press, 1989). Tabi ki korkunun liberalizmi üzerine bir makale mizah üzerine çok da vakit harcamayacaktır.

10http://www.mythfolklore.net/1001nights/burton/brake_wind.htm Belki bunu siz o kadar komik bulmayabilirsiniz, belki biraz lamedir.

(11) Basil Fawlty [Fawlty Towers dizisinin ana karakteri] içgörüden tamamen mahrum görünüyor.


Yazan: David L. Duffy

Kaynak: The Electric Agora

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *