Güvenilir Bir İletişim Aracı Olarak Kafa Kesme – Radu Umbreg

İnsanlar diğerlerini birçok değişik şekildde öldürebilir, fakat katilin yöntemi seçebilme şansı bakımından idamlar özeldir. Bugün resmi olarak kullanılan uygulamalar asma, vurma veya recm etme, zehirli iğne, elektrik verme, zehirli gaz ve kafa kesme. Bu son yöntem şu an sadece Suudi Arabistan’la sınırlı, fakat kanlı ve saygın bir tarihi.  Tarih boyunca birçok kültür ve toplum bunu farklı toplumsal yorumlarla kullanmıştır. Japonya’da, onur intiharını asistanın kafayı kesmesi takip eder, fakat sadece kafa kesmenin utanç verici bir yanı vardır. 1789’dan önce sadece Fransız soylularının kafası kesilebiliyordu; fakat devrim bu uygulamayı giyotin aracılığıyla demokratikleştirip kapsamlı hale getirdi. Bugün bunu teröristler büyük şok değeri olduğu için kullanıyor. Fakat kafa kesmenin tarihsel popülerliğini nasıl açıklayabiliriz?

Basit bir açıklama fizyolojik kolaylıkla başlar. Kafa kesilmesi, uygulayanın belirli bir yetenek ve iradeye sahip olması kaydıyla, basit ve hızlı bir süreçle kesin ölümü garantiler. Fakat diğer yöntemler de daha az kesin olmamakla kalmaz, aynı zamanda etrafı daha az batırır ya da daha az şiddetlidir. Aklıma asmak ya da suda boğmak geliyor, ya da bıçak veya mermiyle ölümcül yaralar açmak. Yani kafa kesme Norbert Elias ve Michel Foucault’nun iddia ettiği gibi sadece medeniyet, kısıtlama ve ceza hukuku mentalitesiyle merkeziyetçi devletlerin ortaya çıktığı devrin öncesindeki tarihsel bir çağın yan ürününden mi ibaretti? Bana kalırsa kafa kesmeyi seçmek için daha esas bir neden olabilir.

Anlık ve kitlesel iletişimden önceki bir toplumu hayal edin. Birini infaz ettiğinizi nasıl kanıtlayabilirsiniz? Şahsen şahit olabilir ya da infazcıların sözüne güvenebilirsiniz. Fakat bunu o anda orada olmayan birine şüpheye mahal bırakmayak şekilde nasıl kanıtlarsınız? 17. yüzyılda Transilvanyalı Sekel serfleri Eflaklı Cesur Mihai’ye bir savaştan sonra öldürdükleri Kardinal Andrew Bathory’nin kafasını getirmişlerdi. Müttfefiklerine tanınabilir bir delil getirmişlerdi, o da bu kafayı ölüyü gömmek için bedene tekrar dikmeden önce Papalık elçisine göstermişti.

Kafa kesme (buna post-mortem de dahil) infazcıya taşıması kolay ve üçüncü tarafları ikna edebilecek güvenilir bir kanıt bırakır. Diğer kanıtlar daha az şiddetçil olabilir, fakat aynı derecede kesinlik taşımazlar. Belçika Kongosu yerlileri katledilmesi esnasında mermiler pahalıydı ve verilme amacı bu olmamasına rağmen avlanmak için kullanılıyordu. Yetkililer askerlerden harcanan her kurşun için infazın kanıtı olarak bir de insan eli getirmelerini istemişti.  Bunun şok edici amaçlanmamış sonucu, kurbanların sağ bırakılırken ellerinin kesilmesinin yaygın bir eylem haline gelmesiydi.

“Bana X’in kellesini getirin” sadece birini öldürün demek değildir, aynı zamanda öldürdüğünüze dair güvenilir bir kanıt da sunun demektir. Hirodis’in Salome’den kafasını bir tabakta sunmasını istediği Yahya peygamberin kaderi böyleydi. Dahası, Yahya’nın kopmuş kafası Hristiyanlar için şehadetinin sembolik bir motifi oldu ve ikonografide sıkça kullanıldı.

Kestikten sonra cansız kafayı havaya kaldırma hareketi kurbanın kimliği ve kaderini kalabalık kitlelere açık biçimde iletir. Aynı şekilde kafayı mızrağın, duvarın ya da kapının üstünde sergilemek de olay anında orada bulunanlardan daha geniş bir kitleye ulaşmak içindir. Bu dehşet verici yöntemin korkuya sebep olacağı kesindir, fakat aynı zamanda kurbanın yaşadığına dair söylentileri de kökten dağıtır.

William Wallace atlarla yerde atlarla sürüklendikten, asıldıktan ve vücudu parçalara bölündükten sonra organları uzaktaki Newcastle, Berwick, Stirling ve Perth şehirlerine gönderilmişti; fakat kafası kraliyet gücünün merkezindeki Londra Köprüsü’ne asılmıştı. Kafa olmasaydı, ölümüyle ilgili söylentiler aşırı abartılı olduğu için, vücudun diğer parçaları herhangi bir erkekten gelmiş olabilirdi. Bu da bizi test edilebilir bir hipoteze götürüyor. Birçok kahramanın ölümden yakayı sıyırdığı söylenir. Kafa kesmenin dürüst bir sinyal olduğunu hesaba katarsak, hayatta kalma mitleri ile ile kafa kesme arasında negatif bir korelasyon bulabilir miyiz?

Bu fikri avcı toplumlardaki yaygın kafa avcılığı fenomenine kadar uzatabiliriz. Öldürülenlerin çetelesini tutmak için hiçbir şey kafayla, eşsizliğinden dolayı, boy ölçüşemez. Bunların yıllar boyunca biriktirilmesi ve muhafaza edilmesi, kişinin ve grubun korkunçluğunun işareti olabildiği gibi aynı zamanda savaştaki maharetin dışsal bir temsilcisi ya da şahsi hatırlatıcısı olarak çarpıcı bir katalog işlevi de görür. Buna kıyasla, devletlerin ya da kompleks toplumların yöneticileri kafataslarının niceliğinden ziyade kimliğiyle ilgileniyorlardı. Bu ikisinin arasında bir yerde, Bağdat’ın düşüşünden sonra Timur’un askerlerine her birinden iki düşman kafası getirmesi emrini buluruz. Savaşçılar öyle bir haldeydiler ki hükümdarlarını tatmin edebilmek için esirlerin ve hatta kendi karılarının kellesini aldıkları vakiydi.

İkinci bir soru ise kafa kesmenin iletişim amacı olmasa bile toplumsal bir uygulama olarak yerleşip yerleşemeyeceği. Ölüme mahkum edilen Avrupa soyluları diğer infaz yöntemleri dışında kafalarını kesilmesi hakkına da sahipti. Hızlı ve acısız olması soyluların bunu tercih etmelerine neden olmuş olabilir, fakat başka bir açıklama gelenek olabilir. İronik olarak, kafa kesme, önemli düşmanları arkada güvenilir bir kanıt bırakarak öldürmek amacıyla ortaya çıkmış bir yöntem olma ihtimali var. Bu esnada da avam için elde ne varsa o yöntem kullanılıyordu.  Fakat kafa kesmenin  ayırt ediciliği, iletişimde güvenle ilgili epistemik endişelerden bağımsız olarak, kurbanın toplumsal konumunu sinyallemesi olabilir. Endüstriyel müzik grubu Einstürzende Neubaten’in de dediği gibi, “demokratik bir makine” olarak giyotin tüm başların eşit dönmesini sağlıyor. Hakikaten de Büyük Eşitleyici.

Diğer bir hipotez de Foucault’nun anlattığı gibi kültürel değişim teorileriyle ilintilidir. Eğer “mentaliteler” değiştiyse, kopuk kafaların korkunçluğu, toplumsal maliyetlerini de yükseltmiştir. Fakat kafa kesmenin ve diğer görsel olarak güçlü infaz veya işkence yöntemlerinin ortadan kalkmış olmalarının sebebi, bunların iletişim rollerinin yerini diğer mekanizmaların almış olması da olamaz mı? Zayıf bir devlet ya da zayıf bir lider ceza verirken korkunç olduklarının kanıtına ihtiyaç duyar, fakat güçlü devlet kurumlarına ve gazeteler veya kayıt cihazları gibi iletişim araçlarına duyulan güven kafaları bilgi aracı olarak gereksiz hale getirir. Eğer IŞİD, infazları sadece duyurmakla yetinseydi Batı ya da diğer vatandaşlar IŞİD’in ölümcül kararlılığına bu kadar inanır ya da ondan bu kadar korkar mıydı? Demokratik toplumlar infazları ya da şiddeti açıktan göstermek yerine saklamayı tercih ediyor, fakat kimse ölü sayısını duyurduğunda bir şüphe duymuyor.


Yazar: Radu Umbreg

Kaynak: Cognition and Culture Institute Blog

There are 2 comments for this article
  1. Anselm at 22:07

    Suçlulara kafa kesme gibi cezaların verilmesi doğru mudur? Hristiyanlar Tevrattaki şiddet ayetlerini tarihsel bakarak yorumluyorlar. Bu iyi bir gerekçe midir? Zina edenin taşlanması o dönemlerde normal kabul edilebilir midir?

    • Talha Gülmez at 14:35

      Açıkçası bu, işin normatif yönüyle ilgili bir tartışma ve yazının içeriğiyle doğrudan ilgisi yok. Yine de, bir şeyin “normal” kabul edilmesi ile onun olumlanması arasında bir fark olduğu pekalâ söylenebilir. Ahlaki yasalardan bihaber kişilerin gayrıahlaki eylemlerde bulunmaları normaldir, fakat bu, yaptıklarını kötü olarak göremeyeceğimiz anlamına gelmez.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *